bu şahsi bir yazıdır. her zman olduğu gibi yani. tatilimi anlatan bir post olacağından okumakta ısrar etmeyebilirsiniz. yahut sıkıldığınızda bırakmaktan çekinmeyin, arkanızdan ağlamaz bi post.
hummalı ( nasıl yazılır bilmiyorum ama) gerçekten öyle bir hazırlıktan ve arabalara sığmayan bir kaç eşyayı merdiven altına attıktan sora yola çıktık, istikamet balıkesir, erdek, turan köy.
köy milliyetçi bi köy:)
deniz kum ve güneş üçlüsünün dağlarla birleşip de mavi yeşil bir dekor oluşturması gibi bir şey..şehrin kalabalığından uzakta, tamamen izole bir yer. köy işte ya. wireless yok mesela, ya da pantene in büyük boylarından yok. her şey küçük, minik, ufak.. evler keza.. bir ev tuttuk, pansiyon, şirin,sevilesi ama ömür boyu kalınamayacak bir yer. zaten şehri bir kere görmüş insan köye dönüş yapabilir mi bilmiorum,yani orada yaşayabilir mi... mecidiyeköyü gördüysen bir kere.. dağlarda günlerce hayvan otlatamazsın bence..
metropol insanını boğar köy 10 günden sonra:)
metropol insanı nedir.. ne anlama gelir..ne yer ne içer bunları ayrı bir başlık altında toplayıp siz sevgili okurlara tabiki anlatacağız, gerçekleri bütün çıplaklığıyla, gülse birsel edasıyla gün yüzüne çıkaracağız ama benim istediğim bu yazının okuyana, sanki altım tamamiyle kum olan denize dalmışta çıktığında gözlerini ovurşturuyor hissi vermesi.. en çok yanıp kırmızılaşan kısmın alnım olduğunu bilmesi, buna istinaden de acımı anlaması.. birinci derece yanıkmış neyseki, eczaneden haricen alınan bir stilex ile tek gecede halledilebilir sorunlar..
tatile ait bir kaç fotoğrafı da anı olarak kalması için buraya ekliyorum. anı olarak kalmasa da zihninizde ne kadar mükemmel şeyler yaşadığımı anlayın.. mayısta doğmuş birinin, güneşi ve denizi sevmemesi imkansız.. ziyadesiyle imkansız...
:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder