7 Ağu 2020

 ne yazmışım be kardeşim.. neler söylemişim.. 

sanırım artık fotoğraf kasmayacağım bu yazıya..çünkü beynim artık bi fotoğraf çöplüğü. kendi aklımda bi foto var buraya koymayı düşündüğüm ama çekilememiş bi fotoğraf.. hayat da bunlardan ibaret gibi.hadi bardağın boş tarafına güzellemeler yapalım.

tünel starbucksın önündeyim. tam karşıdaki ayakkabıcının önünden çekiliyor. dümdüz durmuşum uzaktayım ama hep olduğu gibi..ellerim çantamda ve ya bi kitabı ders notlarını tutuyorum.

tutmuyor muyum? peki tamam. tutmuyorum dayamışım ellerimi arkadaki demirlere. uzaklara bakıyorum.giden tramvaya belki. ya da dur bu çok romantik oldu öyle biri olmadığımı hepimiz biliyoruz.ağlak biriyim aslında çoğunlukla..para etmediğini bildiğim halde. ağlak zırlak delişmen.öyle miyim gerçekten?

bilmiyorsun..bilmiyorum.. bilmiyoruz.

hepimiz bir deklanşöre uzaktan bakıyoruz.o kadar.

bakıyoruz ama binbir kaygı endişe vesair fenalıklar.

oh donna..

o güzel şarkılar..dertsiz başım ve kızıl kahve bi renk.

hepsine selam olsun.yine de seviyoruz. yine de iyiyiz.düşüp düşüp yeniden ayaklanışımız.ah yok mu o ayağa kalkmalar. gözyaşımızı silene kadar ellerimizi silkene kadar.

son bir of deyiş.

hadi gülümsüyoruz çekiyorum.

ps: birileri okuyorsa bi işaret bıraksın.

okumuyorsa da açtım müziğin sesini.. getirir bana seni.


17 Haz 2018

     fonda yıldız tilbe "yalnız çiçek" varken çok bişeyler yazabileceğimi sanmıyorum ama ne bileyim... çıkar bişeyler çıkar.. en son yazımdan bugüne kaç zaman olmuş diye soracak olursanız.. bir ömür olmuş. çağlar kapanıp çağlar açılmış. tekerlek keşfedilmiş ve hilafet kaldırılmış.
     zamanın aleyhimize işlediğini anladığımız zaman boşluğa dalıp gidiyoruz ya.. işte o sessizlik ve boşluk anları gerçekliğimizin ta kendisi. geçmişe olan bağımlılığım her geçen gün biraz daha artarken.. bunun bir adını koyalım diyorum artık. arkadaş ben 20 li yaşlarımdan itibaren yaşlanmak istemiyormuşum ya:)) ne ki ruhum çok çabuk yaşlanıyor.meyilli yani.. eskinin güzelliği,filtresi,sadakati,sıcaklığı,serinliği.. beni çeken şey tamamen zamanın durmasını istemem. hedonizm beni yavaş yavaş ele geçiriyor ama ben uyumak üzereyim ölüyorum farkında değilim..
     20 li yaşlarıma bir sözüm olmayacak ama 35 yaşıma selam olsun, balık yağını bırakmayasın:)) mucizem oldu:) haberler var da kimlik saklama sıkıntısından işte yazmıyoruz.. buranın bir kaç müdavimi var biliyorum. yorum yazın zalımlar. eskiden size hissettirdiğim güzel şeyleri filan yazın khdfkadsgfak:)
     çıkıp da biri demiyor ki kardeşim carde diem. yaşıyoruz onu da yaşıyoruz da. aynı dadı vermiyo.. kimseye vermiyor. sana verio mu?  çok güzel şarkılara olan sevdam gibi yaşamak istiyorum belki de bu anları da.. içimde, gizliden, merdiven altı,ışıksız.. oooo var mı artıran.

 not:ALLAH İÇİN YALVARIRIM; "AMA BİŞEY SÖYLİYİM Mİ ÇOCUK BU DÜNYADAKİ HER ŞEYİ SİLİYOR.. ÇOCUK OLDUKTAN SONRA GÖZÜN KOCANI BİLE GÖRMÜYOR OOO" FİLAN GİBİ ANNELER YAZMASIN. BURASI O TARZ ŞEYE AÇIK Bİ YER DEĞİL. YAPACAK OLAN GİTSİN VATSAP GRUPLARINDA TATMİN OLSUN. NE DE OLSA DOKTORA GÖTÜRMEDEN ÇOCUKLARINIZI ORALARDA TEDAVİ EDEBİLİYORSUNUZ. KOCİŞKOSUNUN BALİŞKOLARI.

HATERS GONNA HATE.

20 Oca 2016

ve günler çabucak geçiyordu..

burayı takip edenler var mıdır bilmiyorum.. hani bazı bloglar vardır.. her gün değil ama periyodik olarak insan girer okur.. yeni bir şey yazmış mı diye bakar.. işte kimileri için öyle bir blog mu bilmiyorum burası.. benim için bir kaç tane var.. yazmasalar da girip bakarım. eskilerden bir an olur gözüme.. bir ses olur kulağıma ve dönerim kendi hikayemin, günlük telaşlarımın içine.. blog yazmak kimileri için bir sosyalleşme aracı olsa da şahsım için galiba yalnızlaşma yeri. bu açıdan seviyorum buraları... hayatımdaki türlü değişikliklerden; (bunların içinde mutluluk da var hüzün de tabiki) bahsederek zihninizde yer etmiş o bohem blog algısını yerle bir etmeyeceğim elbette lakin değişimin kendisinin insanın iç dünyasına yansımaları konulu bir yazı yazabileceğim konusunda kendime güvenmiyor değilim. yaratıcı yazım atölyelerine katılmadım ama "öldüm, tekrar dirildim" gibi bir şokla karşılaşmayacağınızı garanti ediyorum yazının sonunda. o yüzden şimdiden sonrası ilginizi çekmiyorsa okumayabilirsiniz.. 27 yaşındayım ve değişmeyen tek şey değişimin ta kendisi hala. bi de ömür çok hızlı geçiyor. eskiyi hala unutmakta güçlük çekiyorum. geçmişe bağımlı olmak kadar tatlı bir his yok. insanı çiğ bir gelişme, hissiz bir ilerleme duygusundan azade kılıyor. son olarak. hepiniz elbette iyi insanlarsınız. hoşçakalın

2 Eyl 2011

aaa


yine çok uzun zaman oldu değil mi :)
olur öyle şeyler.

ben bu uzun zaman zarfında... zaman zarfı nedir onu da bilmiorum ama... daha ince düşünceli bi insan oldum.

çok gerekli miydi bilmiorum..

10 Oca 2011

28 Kas 2010

Enter post title

Uyandığımda ilk hatırlamaya çalıştığım şey nasıl uyuya kaldığım oluyor.. Sahi nasıl uyuya kalıyoruz? O minicik an çok önemli, nasıl sıyrılıyoruz da dünyadan uykunun kollarına bırakıyoruz kendimizi? Uykunun, gecenin kolları hep sıcak değildir bilesiniz, bazen buz tutmuş daglara benzer Temmuz olana kadar çözülmez o soğuk.. Ama biz yine de uyuruz, kandirarak gözlerimizi..

Neden sanıyorsunuz aksamin soğuğundan daha keskindir sabah ayazı..
Cunku Güneş daha yakinken ruhlarımıza daha çok somurur soğuk dünyamızı

Hiç de saçma diil:)
Özledim burayı.

19 Eki 2010

Tünel

Tünel in adı neden tünel bilmiyorum ama buradan anılara bir tünel çıkıyor olabilir..

7 Eki 2010

hancı


böyle bazen düşündüğünde en güzel şey sert bir zemine hızlıca çarpmak mümkünse bir daha sıçrayıp tekrar vurmak oluyor. beyninin içinde en zonklayan yer acıyana kadar bir yerlere vurmak belki çok rahatlatacak oluyor.

esasında lutuf kahrın içinde gizleniyor.
biz göremiyoruz..
öyle ya.. göremiyoruz

14 Ağu 2010

event garden

başarılı yüzücü-muhafazakar aile kızı

buradan birinci derece şizofreni hikayeleri devşirebilirsiniz.
hadi biraz çalışın, ilk gelen süper hikaye burada yayınlanacak.
kolay gelsin:)

11 Ağu 2010

sendeki kaşlar


çok başka bir zamanda yaşasaydım eğer osmanlı zamanında yaşamak isterdim gibi konuşmalar yapan insanlarla işim olmaz galiba benim..

ve tabiiki bu yazı hayatımın akışıyla ilgili ufak ipuçları verecek okura. çünkü okur buna uzun zamandır ihtiyaç duyuyor. blog yazarlarının hayatları her zaman ilgi çekmiştir çünkü. yaşadıkları belki o kadar şey yoktur ama bunu öyle bir anlatırlar ki, ah o gemide ben de olsaydım dedirtir okura. okur hep böyle gözleri kısık tebessümle bakar sanki bu tarafa.
tabiki bu anlattıklarımın hiçbirisi de olamayabilir olan.

olan ne biliyor musun sayın okur, olan şu ki, kimsenin anlamadığı, bilmediği çözemediği, bir takım ergenlik hezeyanlarının halen bir çözümünün olmayışı. sorun şu, bu çözümsüzlükler içersinde kaybolan ruhlar. kayıp ruhlar diye işte buna diyor diane orlando.

ilgi çekici gizemli hayatıma gelince, yaptığım şey sadece odamı toparlamak dağılmadığı halde odayı toparlamak nedir bilir misiniz? sanmam.

insanın odayı toplaması çok garip şeyleri de beraberinde getiriyor. tamam fiziksel olarak oda toplama eylemi çekmeceye bişiler tıkmak, ne bileyim kirli olduğuna karar verdiğiniz şeyleri kirli sepetine atmak, o kirli sepeti de nasıl bir şeydir, bir sepete bu kadar eziyet edilmesi onun bambu ağacından yapılmasından mıdır nedir yani?yazık günah. her neyse kirli sepetinden sonra çöp olduğuna kanaat getirdiğiniz bir takım ıvır zıvırla birlikte geçmişi de çöpe atmak. bütün bunlar işte odayı toplamak.

benim odam bütün günlerim böyle geçtiği halde hala toparlanamadı. çünkü temize geçmem gereken önemli notlarım, neden temize geçeceksem sanki çamurla mı yazdım? bu da bir ilginçliktir. temize geçmekten ziyade onları toparlamak geleceğe notlar düşmek istiyorum. ama olmuyor. nedense bir türlü karar veremiyorum. notların kategorisi o kadar geniş ki, onların bir defterde toplanacağı düşüncesi beni çok düşündürüyor. geleceğe böyle not düşülmez. koltuk kenarlarında halıda yatarak bilgisayar karşısında videolardan durdura durdura yazılmış meallerle geleceğe bir şeyler bırakamam.

işte insanın işi gücü olmayınca sanırım böyle şeylerle uğraşıp kendini yiyip bitirebilir.
en kötü günün böyle olsun dediğinizi duyar gibiyim.
şimdi burda böyle şeyler yazmazsam, derste öğrenciye söz vermeyen dersini anlatıp çıkan burnu havada asistan gibi olurum. bu nedenle sizleri de bu yazının içine koyuyorum. sizlerden ayrı değiilim bunun için çabam var en azından. mesela oraya profesör de yazabilirdim. ama yazmadım.

burayı okuyan okurun, bu satır arası mesajları alabileceğini düşünüyorum. inşallah öyledir. yoksa burada boşuna yazıyorum demektir.
haha tabiki öyle değildir.

bence aslolan bir başka sorun da çok çabuk karar veriyor olmamız. hepimiz öyleyiz şimdi bana yoo filan demeyin.. bir gömlek görünce evet bunun mediumu benim olmalı filan diyoruz. ya da bir ayakkabı, bu ayakkabı benim kot pantolonumla çok çok iyi gider diyoruz. ama bunları deneyince üzerimizde hiç de öyle olmadığını anlıyoruz.
şimdi çok önemli bir şey söyleyeceğim. üstün körü söylenmiş klişe hayat makaralarından biri değil bu. ne olur o şekilde anlamayın. bu çok içi dolu tecrübeyle sabit hayatın bir gerçeğidir. hemen gördüğünüz bir şey sizin üzerinize olmaz. o kalemin rengi hiç de kapağındaki gibi değildir.
bunu unutmayın ne olur.

yıllar önce ebru gündeş demir attım yalnızlığa diye bir şarkı söylemişti, ne gerek vardı poşete yazık filan. aslında söylenecek her şey söylendi dostlarım.

çok önemli bir şey daha,
kıvıracaksanız da o göbeğin hakkını verin.

7 Tem 2010

ben de hep bir şiir yazmak istedim.
loş ışıktaymışım gibi düşündürmek karşımdakini.
yazara metaforlarla dolu satırlar armağan etmek. uzaklara dikmek gözlerini, mümkünse ağlatmak.

ama hep kıs kıs güldüm. sessizce ne kendim duyabildim gülüşümü ne başkasına duyurabildim. öyle bir sessizlik oldu ki gülüşümün ardından gözyaşlarımın sesiyle uyandım uykularımdan.

böyle şeyler yazmamı beklemeyin lütfen. burası öyle bir yer değil, o tip bloglar için ağlayan kız fotoğrafı çömelmiş kalbi çıkmış erkek fotoğrafı filan bulmam lazım.

come away with me


bugün amerikaya uğurladığım ikinci arkdaşıma buradan selam ederim. diğeri üç ay süreyle gitmişti ama bu biraz uzun vadeli gidiyor sanırım... Allah kavuştursun ne diyelim. amerika havaalanı demişken dış hatlar filan bunların bazı raconları vardır. bu yazımızda bunları sevgili okura öğretmemiz lazım. evet burada didaktik bir amaç gütmüyoruz belki ama önemli olan bazı şeyleri bilmesi, burayı okurken seviyeyi düşürmemesiyle paralel.
uzun cümleler kurunca daha karizmatik oluyor.

şimdi bazı derslerde yeeaa hocam burayı biliyoruz anlatmayın diyen kıl mı çalışkan mı olduğu belli olmayan bazı tipler vardır. bunların ne amaçla o çıkışı yaptıklarını bilmezsiniz ama sesinizi de çıkaramazsınız. bilmiyorsunuz o an hocanın anlatmadığı şeyi... şimdi her şeyi bu ezik okurlar için en baştan alıyorum.
amerika arkadaşlar avrupada değil. yani ingiltere fransa italya başka yerde amerika başka yerde. hepsinin yeri ayrı yani. sonra ekonomiyle iktisat da aynı şey. bunları bilelim ki yazının devamında devrelerimiz sapasağlam yerinde dursun ve bizi zorlamasın. agucuk.

havaalanına toplu taşımayla da gidilebilir kendi aracınızla da havaalanının yolcu ve yolcu yakınlarına belirli merkezlerden kaldırmak suretiyle tahsis ettiği, evet tahsis, havaş a bağlı periyodik seferler yapan otobüslerle de...

evvela havaalanı mantığı orada market bakkal yok diye suyu 3.5 tl ye satar. sizin mantığınız bu olmasa da bunu alırsınız. sonra sokak simidini camekanlara koyup 5 liradan satar. bu mantık böylesine zelil bir mantıkken havaalanının vazgeçilmezliği kendini bir defa daha hissettirir. siz şimdi bu tip asli ihtiyaçlarınızı bu fiyattan alınca sanıyorsunuz ki lavabolar da hatta mescitler de paralı. tuvalette her bir peçete için ayrı bi lira her bir rekat namaz için ayrı bir liralar vereceksiniz sanıyorsunuz. yo yo. çüş. o kadar da değil.
tuvaletler temiz, mescit rahat bir defa uyuya kalmışlığım bile var. herkesten gizli ingiltere yolcularımızı almaya gittiğimiz gece:))

o geceyi de başka bir zaman anlatırım şimdi okur havaalanının işleyişini görmek bilmek istiyor. hayatında afyona erzurum a uçakla gitmemiş insanlar var bunu okuyan. ya tamam kabul ediyorum şimdi herkes annesinin karnından uçarak doğmuyor. uff peki.

yolcu beklerken yapılmaması gerekenleri burada belirtsek daha iyi olur. şimdi yolcunuz dış hatlar gidiş yolcusu ise, beklerken illa hadi tuvalete gidilecek son hazırlıklar diye binlerce kez pasaportlar kontrol edilecek. bavul ağırlıkları fazla çıkar diye yedek yuro bulundurulacak:) vs vs

bu bavulun fazla çıkması hemen erkeklerde bir iritasyon yapıyor. sanki birlikte gidilmiyormuş gibi erkekler ortramda bulunan kadınlara hatta havaalanındaki görevliler de dahil bütün kadınlara bi anlık sinirle bakarlar. erkeklerin bu tavırları ödemenin miktarıyla doğru orantılıdır bittabi.

doğru orantının ne olduğunuz biliyorsunuz.

arada bir hava almak isteyen arkadaşınızın yanında dışarı çıkarsanız da idari işler sorumlusu ramazan usta ya rastlayabilirsiniz. kızı biyoloji okuyor, çok şirin bi insan:) her şeyinizle ilgileniyor sağolsun.
gittiğinizde haberim olsun bi suya 3,5 tl vermeyin:P

uçağa binmek, bindikten sonraki durumlar, losta düşme ihtimaliniz, uçak yemekleri, yol arkadaşınız, arka koltuk, ön koltuk, hosteslerle ilgili yazımız bir dahaki ay sizlibizli de..

burada olmazsanız çok şey kaçırmazsınız.
ama her şeyin bi aması var:)
okurlarım,
mcks

6 May 2010

sinsi firak

şimdi ben buraya çoktandır yazmıyorum ya, bunun sebeplerini kimseye açıklamak zorunda değilim. önceden böyle duyarlı yazar şeyleri yazıyodum buraya hepsi yalandı.
bunu bilerek burayı okumaya devam eedin yoksa yok.
gülücük filan yaparak da okuru buraya bağlayamam.netice itibariyle burası ciddi bir yer. ve ben de en az venn şeması kadar ciddiyim. yuvarlağı çizerken ki vakarımı hala koruduğuma inanıyorum. zaten hayatımda en fazla o kadar ciddi olabildim.
başka çıkmıyor benden.
hayat çok şey öğretir filan geyikleri kapsamında ben bir şey öğrendim.
gerçekten kimseye haddinden fazla değer vermediğinizde pratikte çok işlevsel bir olaya imza atmış oluyorsunuz ki, tadından yenmiyor, yanında yatılmıyor. pek değişik.
ben bir şey öğrendim ki beklentilerinizi törpülediğinizde ve gerçekten verdiğiniz değer karşınızdakinin kaldırabileceği ölçüde olunca harika oluyor.
burada tecrübe konuşuyor şarkısı demet akalından sizler için geliyor.
yine okuru kıramıyorum yine okura paye veriyorum. işte ben böyle yalaka bi yazarım. dicemi filan sanıosanız halen sölediklerimden bişi anlamamışsınız. gerçekten hala burayı bu satırları bu kelimeleri boşuna okuyorsunuz. birinizin de aklına gelmiyor ki kapatayım canım sayfayı alla alla başka blok mu yok. blok yani.
ben de aynı sizin gibi düşünüyorum.

insanın alo diyebildiği bir telefondan aynı zamanda www yazıyor olması harika bir şey.
yarın benim için önemli bir gün güzel kokmalıyım:)
haftaya benim için önemli bir hafta dikkatli olmalıyım.
haziran benim için önemli bir ay akıllı olmalıyım.

haha saçmalamiyim bi zahmet ben zaten misler gibi dikkatli ve akıllı bi insanım.
kim kendini bu kadar kısa sürede özetleyebilir parmak kaldırsın. ah gülümseyen ah kendini yazıya kaptıran okur. ne kadar zavallısın görüyorsun ya:)
şaka fir, sen dil:))
hahhaha blog yazarken bile nalet enerjinizi üzerime alıyorum görüyorsunuz.
dağılın şimdi

18 Şub 2010

cafe latte


son günlerde pek eğleniyorum bazı şeylerle.
bu yazı, çok haşin bir yazı olacak.

geçenlerde (15 gün önce) beni yanlışlıkla bulgaristandan arayan yanlış numaradan kıllandım. bana ters ters cevaplar verdiği için onu kara listeye aldım. ve dün akşam arayıp kimsiniz isminizi söylebilir misiniz kabilinden doğal sorular sordum. bana cevap vermek yerine yine tersledi beni. sinirlerimi bozdu. ona o kadar sinirlendim ki o anda yanımda olsa kadının saçlarından tutup beyaz yağlı boyalı herhangi bir duvara başını vura vura kanatır, ondan sonra akan pekmezimsi sıvıya bakarak zevkten zevke koşabilirdim. beyaz duvarla kırmızı pekmezimsi sıvının birleşiminden en imkansız ruh hallerini devşirirdim. ona küfrederdim. ama bunları yapmadım. telefonda stratejik konuşmak gerekir diye düşündüm. benden çok rahatsız olmuş olacak ki iki üç defa suratıma kapadı. yılmadım. yılamazdım. tüm sinirimi birinden çıkarmam gerekiyordu ve bu defa bu kişi oydu. en son aradığım da eşi olduğunu söyleyen biri telefonu açtı, ona karısına sahip olmasını, eşimle beni rahatsız ettiğini, eşime uygunsuz mesajlar attığını, bu konuyu mahkemeye taşımaktan da öte onu rezil edebileceğimi söyledim, adam şaşırdı bu konuda yapabileceği bir şeyler olduğunu düşünerek telefonu kapadı.
kadın, bana "ismim sizin için önemli mi, ne önemi var öö aa eee" diye kırıtmasının bedelini ödemeye hazır mıydı bilmiorum ama. bunu yaptım. azcık pişman içimdeki minik iyi kız çocuğu.
bu yazıyı yazarken pişmanlık daha da artıyor.
birazdan geçer.geçti.

bu ara en sevdiğim tabir, "köpek çekmek". yapmayı da söylemeyi de o kadar seviyorum ki, bununla ilgili olarak nasıl yapıılır, yapılırken nelere dikkat edilir, başlıca getirileri nelerdir, götürülerinden uzak durmak için yapılacaklar, bu başka bir postumun konusu olacaktır. bilgilendirmek istedim:)

lasvegassss@gmail.com bu benim mail adresim, aslında başka bir çok mail adresim var ama size göre bu var. buraya ilgimi çekecek bir şeyler atan ilk okuruma yazarın kendi sesinden sevdiği şiirler adlı bir albüm hediye edilecektir.
burda bir event kaygım var evet kabul ettim.

bilinmeyen kelimeler köşesi,
to forget
to digest

ben tabiki biliyorum mal okurlar var şimdi sözlükçülük oynamak isterler filan.
ironi olsun diye yazdım onu şuursuzlar.

not: bu resim blog dünyasına fazla. ben çektim zira.

31 Oca 2010

icabında sen olacağına bak


blog yazarken dikkat edilecek bazı hususlar vardır. bunlardan başlıcaları,

-msnde insanlara meşgul olduğunuzu haber veren kısa ve net bir ileti, (meşgulüm, yokum, içerdeyim, malım vb.)
-playlistinize dinlendirici, sakinleştirici müziklerden koymak. (nina pastori, sarband, erkan oğur, yıldız tilbe, gökhan özen vb:) )
-dikkatinizi toplamak
gibi...
evet hiç işe yarar değil bu maddeler biliyorum. ama ben bunları kendi kurallarım olarak belirledim. ve bu kurallara da çoğunlukla riayet ediyorum.

cumartesileri işe gidiyorum. bu kesin ve değişmez bir ritüel oldu artık. sabah saat 6 ile öğlen 2 arası yokum. o sırada boğazında fiyonk olan gömlekler giyip en ciddi tavrımı takınıyorum. en merhametsiz en mendebur ruh halimle capitalist dünyanın kapılarından içeri giriyor, görevimi yerine getiriyorum. iş hayatı çok garip. insanın başı hiç olmadığı kadar boş oluyor. içini ise o anlık aktivitelerin sorumluluğuyla dolduruyor. kafasını boşaltmak isteyenlere tavsiye olunur. yalnız, normalde çalışmayıp dönemlik işçilik yapanlar bazı problemlerle karşılaşıyor.
daimi çalışanın yerine geçtiğiniz için bir defa yarım kalan telefon görüşmelerinde sorunlar yaşanıyor. a ben sizinle mi görüşmüştüm. fax çekilecekti. extre alabilir miyim. bana mail atabilir misiniz? x beyle görüştüm size ulaşacak. hangi gün malı bize yollayabilirsiniz. bi fax çekmiştim geldi mi. bugün ödeme için uğrayabilir mi bi elemanınız?

bütün bu telefon görüşmelerinde sukunetimi muhafaza etmeye çalışıyorum. o anda durumun yönetimi elimdeymiş gibi davranıyorum ama. HİÇBİRİNİZİN DEDİĞİNDEN HİÇBİR ŞEY ANLAMIYORUM.

bu da bir blog yazarının dramıdır. :)

her neyse.sanırım hayat hepimizi bir şekilde sınıyor:)
benim asıl bahsetmek istediğim konu ise, saçma sapan tespitlerle dolu muhafazakar ilişkiler mevzuu.

öncelikle belirtmeliyim ki, muhafazakar kız erkek ilişkilerinde muhafazakarlık biraz törpüleniyor. ama çok az. görücü usulü kavramı yavaş yavaş tarih oluyor. ama çok yavaş.

evet bu yazı genellemelerle dolu olacak.
muhafazakar kızla erkek bir şekilde bir araya geliyorlar. zaman zaman bir arkadaş aracı oluyor, zaman zaman otobüs oluyor bu aracı,zaman zaman facebook oluyor, bazen de kısmet oluyor:)

muhafazakar ilişkilerde, buluşmaların yeri çok önemlidir. muhafaza edilen bazı değerler, yerle yeksan oluyor tadını kaçırınca. kimseye önermiyoruz. bu buluşmaların diğer karakteristik özelliklerinden biri de gizli olmasıdır. muhafazakar olmasa da genel olarak flört buluşmaları gizli olur. kimse sevdiceğimle buluşucam diye eve not bırakıp gitmez. ya da babasını arayıp, "ben çıkıyorum. kimle olduğumu biliyorsun. istersen sen de bize katılabilirsin ama rahat olamayız" demez.
diyen varsa yazıktır. heyecansız, adrenalinsiz bir buluşma kimseye yaramazdır:)
gittikleri yerler çeşitlilik gösterir. bu tabii son yıllarda daha da gelişti. mesela muhafazakar çiftimiz, önceleri fethipaşa,çamlıca, vb gibi mekanlarda buluşurken. bu profil çok değişti. yani profilin altından çok sular geçti. daha ziyade midpoint, the house cafe, kitchnette gibi yerlere gidilmeye başlandı. bunun tabii mevcut iktidarla da çok ilgisi var. bu tip klişe konulara girmeyeceğiz. zaten yeterince klişeyiz.

bunun dışında buluşma yerleriyle ilgili olarak bazısı çok daha haute couture çalışır. misal istanbulun en güzel yerlerinde derme çatma cafelerde lakin manzaranın başka hiçbir yerde bulunmadığı... bunlardan bir kaç örnek cihangir ve çevresi, üsküdar beykoz sahil şeridi...bir de ağa kapısı.
yahut farklı lezzetlerin sunulduğu bir takım yeme içme mekanları.. adeta gurme gibi davranırlar yeri geldiği zaman muhafazakar çiftlerimiz.ama bunların dışında buluşma yerlerinin en önemli ortak özelliği gizliliktir. gizlilik esastır. bu nedenle çiftler asya yakasında ikamet ediyorlarsa avrupa yakasında buluşurlar. vice versa... asya yakasındakiler için capitol mayın tarlası olacağı gibi avrupa yakasındakiler için taksimde bu geçerlidir. cevahir ise her iki taraf için başa beladır. böyle risklere girmeyelim.

bu tabii daha sürer gider. ama bu yazı okuyucuyu sıkan değil içini açan, hatta ona yeni ufuklar açan bir yazı olacak.

muhafazakar çiftlerimizin aktiviteleri yine normal msjlaşma ki en çok ilgimi çeken bölümdür. gezmeden tozmadan efendime söyleyeyim telefonla görüşmekten daha çok ilgimi çeker bu benim nedense. birbirine hitap biçimleri en çok burda ortaya çıkar çünkü. muhafazakar çiftler mıç mıç "selamun aleyküm aşkım" gibi konuşmazlar pek.

muhafazakar hanımkızlar pek bilmiştir. bir erkeğe nasıl davranacaklarını çok iyi bilirler. giyinmesini kuşanmasını sevmesini nefret etmesini tınlamamasını takmamasını çok büyük ustalıkla becerirler.

muhafazakar erkekler iç güzelliğe tabiki önem verirler ama dış görünüş de onlar için azımsanmayacak derece de mühimdir. çirkin kız vardır, çünkü hiç vodka yoktur.

muhafazakar erkekler çok seçicidir. istedikleri hemen olsun isterler. seçimleri onların tüm hayatıdır. kalıcı ilişkilerin insanıdırlar. efkar dağıtamazlar her yerde. az stres isterler hayatlarında.

muhafazakar kızlar uçuk renk şal takınca çok güzel olurlar.

muhafazakar erkekler sağ ellerinde gümüş bir yüzükle paha biçilmezdir.

muhafazakar kızlar kaşlarını çok ince almasınlar.

muhafazakar erkekler kazaklarının içine gömlek giysinler.

evet ben bu kadar yüzeyselim..

21 Oca 2010

really


i was there
in paris
when raphaelle was taking her first steps

i was there
in gaeta
when raffaele's dinghy first touched the sea

i was there
in milan
when marina was beginning a new life

i was there
in rome
when daddy was in need for an help

i was there
in our bed
when you needed to talk your fears out

i was there
on the phone
when astrid was wondering whether it all had been a mistake

i'll be there
i have never been wrong.

"I'm losing my edge.
I can hear the footsteps every night on the decks.
But I was there.
I was there in 1974 at the first Suicide practices in a loft in New York City.
I was working on the organ sounds with much patience.
I was there when Captain Beefheart started up his first band.
I told him, "Don't do it that way. You'll never make a dime."
I was there.
I was the first guy playing Daft Punk to the rock kids.
I played it at CBGB's.
Everybody thought I was crazy.
We all know.
I was there.
I was there.
I've never been wrong."

8 Oca 2010

horoskop mikroskop şıvartzkop


Zaman kavramını bugüne kadar sorgulamış mıydım hatırlamıyorum. Belki de yapmışımdır ama farkında değilim. Hesapsızca ve hoyratça yaşadım sanırım. Bir düzensiz, bir plansız programsız bir değişikti yani. Evet, ilaçlarımı zamanında kullanmışlığım oldu ama başka şeylerde öyle yapamadım.
Bilmiyorum belki de kendime haksızlık ediyorum.
Ama zaman çok önemli.
Çünkü gerçekler, zamanla anlaşılır.

İkizler burcu olduğum için bir sıfır yenik başlıyorsun dengeli insanların yanında hayata. Bir sıfır yenik ve delik deşik, değişik.
Kimseden farkın yok ama öyleymiş gibi diye bir zaman sonra çevrendekiler seni idare ediyorlar. Bunun adına da “seni böyle seviyoruz” diyorlar

Size ikizler burcunu anlatayım.
İsimlerinin hep başka bir şey olmasını isterler mesela. Bambaşka bir şey. Küçükken de hep isimlerinin değişeceğini düşünürlerdi. Birinin ismini bildiğinizde onun yarısına sahip olursunuz çünkü. Birisinin ismi onun diğer yarısı, sırlarının aşağı yukarı hepsi demek. Dengesiz denmesinin sebebi de burcunun üzerindeki iki başlı gövel ördekle alakasızdır bu yüzden. Şöyle ki, iki kişi, bazıları 4 ve katları kadar kişiymiş kadar dengesiz de olabilir. Sebebi, insanların onlar hakkında daha çok şey öğrendikten sonra dahasını bilmelerini istememeleridir.

Bu yazı saçma tespitlerle dolu olacak.

Bir kova ya da akrep onlar hakkında bazı şeyler öğrendiği zaman diğer karakterlerine geçiş yaparlar. Sevmezler faş olmayı. İkizler maldır. Mal da canın yongasıdır. Cana gelen hep mala gelir.

Zaman diyordum. Hesapsız ikizler için artık zaman bir gergef işler ve sayısız belirişler.
İkizler eleştiri kabul edemez.
Nedeni ise o anda o yanlışı yaptıklarına tahammül etmeleri değil, insanların nasıl olup da bunu sezdikleri, fark edebildikleridir tahammül edemedikleri.
İkizler huysuzdur ve tatlıdır. Onları öyle kabul etmeyeceğinizi bildiklerinden, binlerce çıkış kapısı ayarlamışlardır. Elinin tersinde, aklının gerisinde, kalbinin derininde, dilinin ucunda, gözyaşlarının tam çıkış noktasında birer kapı. Kapıların nerede olduğunu da bilmezsiniz, o zamanı geldiğinde size göstermesini çok iyi bilir. Kapıları köprülerine çok uzaktır. Ne demek olduğunu bilmiyorum ama çok artistik durduğuna inanıyorum:)

Tahammülsüzdür.. Tahammül nedir bunu bile bilmezler. Öğrenmeye tahammülleri yoktur çünkü. Belki zamanla bu da olacaktır.

Gözleri doğar gecelerinize, sanki ıssız bir masal ormanında, yanan iki küçük ışık gibi bakarlar içinize. Derininizde bir yer keşfettikleri zaman değmeyin keyiflerine. Öyle mutlu olurlar ki, çünkü ikizler artık üçüzler olmuştur. Bir başka insan daha vardır içlerinde. Daha çok insan onları mutlu eder. Yalnızlığını ancak böyle kalabalıklarda unutur çünkü. Ancak böyle meşgul olur zihni. Rollerini, maskelerini, kostümlerini, repliklerini ancak böyle unutur. Araya kaynar yani. Ama yastığa başını koyduğunda tekrar sahne kurulur. Mecburdur yalnızken rolüne.

Dedim ya bu yazı saçma tespitlerle dolu olacak.

Öfkesine çok çabuk yenilir. Yenilir yani. Yeniktir başından beri öfkesine. Ama zamanla bunu da halledebileceğine inanır.

Deli değildir ama kendi kendine çok konuşur. Böylece çok kişiyle kavga etmekten kurtulmuşluğu vardır.

“Bir tane başak” hariç, diğerlerinden nefret eder. Ama nefretin negatif sevgi olduğunu öğrendiği günden beri nefret de etmez, onları Allah a havale eder.

İkizler gölgesinden korkar, bakmayın öyle cesur yürek havalarına. Bilmediği sokaklara girdiğinde hemen bugs bunny gibi sırtından bi maske çıkarıp cesur civciv olur. Yanlış otobüse bindiğini anladığında ürkek bir ceylan gibi olur. Zamanla büyüse de hep ürkek kalacaktır. Belki de bu onu daha gizemli yapıyordur.

Balıklardan tiksinmez bile. Balıkların edna olduklarını düşünür, edna kelimesinin anlamını öğrendiğinden bu yana. Hayatına giren hiçbir balığı sevmemiştir. Sevecek gibi olduysa da sevmemiştir. Hiç sevemez. Çünkü balıklar rolcüdür. Bir ipte iki cambaz oynamaz. Balıklar duygusaldır ve bununla gurur duyarlar. Hâlbuki yükseleni balık olan bir ikizler sokakta dolaşamaz. İkizlerin tarzı değildir.

Kovalar onlara çok katı gelir. Uzayda uzaylı olabilen ikizler için, dünya da bu kadar insan olabilen, esnek olmayan kovalar gereksiz gergindir.

Terazilerden iki kişi bilir. Gerisi önemli değildir. Mutluluk vericidir.:)

Yaylar onunla aşık atamaz. Yaylar öööööö dür

Yengeçleri tanımaz.

Akrepleri affetmez, havada karada yer.:)

Oğlaklara sempati besler ama o kadar:)
Bu yazının çok uzun olduğunu düşünebilir mesela.
Burada kısa keserrr.
Ayrıca et döner kasap döner, gün geşlir hesap döner.
İkizler beyaz çorabı da çok sever.
Sezar salatanın hastasıdır.
Sürprizlere hastadır.
Küçük sırları vardır.

29 Eki 2009

odamdan notlar











bu kalemtraş gerçekten de bakınca başka hisler uyandırıyor bende. bir gün orhan pamuk bize gelmiş mesela. babamlar cemaatle namaz kılıyorlar. ben erkek kuzenime servis camından meyve tabaklarını veriyorum. servis su yeşili dünyaya uygun şekilde gerçekleştiriliyor. hanımı da içerde bayanlarla birlikte oturuyor. böylece çok güzel günlerin umudu kaplıyor çocuk kalbimi:)






bu kova d&r dan alınmış bir product. çok güzel deil ama peter rabbit bana zwelleneger mi ne öyle bir kadın vardı onun bir filmi vardı. onu hatırlatıyor. bir adama aşık olan ve peter rabbiti çizip hikayelerini yazan güzel kadını.
onun kalemlerini. onun kağıtlarını. şapkalarını eldivenlerini filan.. bilmem kaç ingilteresinde:)



bu resim benim tab ettirip de böyle mini mini kalpler içimden çıkarak çerçeveleyip başucuma koyduğum tek resim:) ulya ve ben. cevahirdeki kocaman alçalıp yükselen şeye binmiştik. ve zahide bizi çekmişti:) ne günlerdi. hava ne güzeldi...
bu eşya da beni çok mutlu eder her baktığımda sevgili okur. bakmasamda mutlu eder aslında. mesela köye gittiğimde veya armutluya gittiğimde odamı düşünürken onun orda tozlandığını bilmek bile yetiyor:)

ahmedi nejat.
bu fotoğrafı sanırım aktüel dergisinden kesmiştim. fotoğrafa her baktığımda aklıma adamın kravat bile takmadığı bu kadar insanı arkasına alıp nasıl böyle bir poz verdiği, mini mini bir insan olduğu aklıma geliyor. sürekli bunları düşünerek istemsiz bir gurur duyuyorum. halbuki atom nükleer filan bunları düşünmem gerekirken, oğlunun düğününde kendisinin yatsı namazı kıldırdığı haberinin aklıma gelmesi beni büsbütün hayran bırakıyor kendisine. hafifçe gülümsüyorum.


lise yıllığı hazırlanırken oluşturulmuş bu vesikalık fotoğraf albümü aslnda daha güzel bir yeri hakediyor ama arka arkaya koyup kullanmadığım cüzdanıma koymaktan başka çarem yook:(
onları çok seviorum.
içlerinde sevmediklerim de var. hatta facebooka eklediklerinde düşünmeden ignore ettiklerim de. üst üste. sevmiorum bazılarını ama fotoğrafları atamıyorum. ne olucam ben bilmiorum. ama atamıyorum. atmak ve artık onlardan anılarından kurtulmak istiyorum. artık geçmişe bağlı kalan bi insan olmak istemiyorum.

bu konuşma kılavuzundan fransızcayı öğrenebileceğini düşünen bi insanım. aslında insanlar merhaba dediğinde bonjour filan desem bana yeter. ama işte yetmiyor. konuşma kılavuzları telaffuzu o tavrı vermiyor insana. ne kadar çalışırsanız çalışıın birisi size öğretmedikten sonra görmedikten duymadıktan sonra dil öğrenilmiyor. ben bunu arapça konuşma kılavuzunda da yaşadım. olmuyor olmuyor:)
Allahtan bir site buldum da orda vidyolar var. gerizekalıya öğretirmiş gibi alfabeyi tekrarlayan bi adam var. sonra su içen kızlar kitap okjuyan oğlanlar filan:))
hepsine minnettarım. en azından jö diyebiliorum:)

hangi fotoğrafmakinası kabının daha kullanışlı olduğu konusunda sayfalarca yazabilrim. sol taraftakine alırken çok bağlanmıştım. ama randımanlı olmadığını çok geçmeden anladım. sanki fotoğraf makinamı koruyacak kollayacak ona hiçkimsenin dokunmamasını sağlayacak.. ve sanki bunu bir tek o yapacaktı. ama sinsi duruşu kendini çok geçmeden ele verdi. çantada çok yer kaplıyor ve itici olmaya başlıyordu ki sağ taraftakiyle tanıştım. sevimli yüzü ve kullanışlı olmasyla hemen sevdirdi kendini. şimdi onunlayım. diğerine bir yer bile bulmadım orda burda geziyor. beter olsun.

27 Eki 2009

hafifim ben


daha ne kadar süre böyle devam eder bilmiyorum ama... son söylenecek sözü en baş söyleyemeyi seviyorum.


böylece daha dürüst olduğumu düşünüyorum.
ayrıca insanların beni çok iyi tanıdıklarını düşünmelerini istemiyorum. bu onlara istemsiz bi gurur veriyor diye düşünüyorum. kendimi önemsediğimden deil, kendilerini önemsediklerini düşündüğümden..
insanların beni özetlemelerini de sevmiyorum.
yorumlamalarını da...
beni dinlemelerini de istemiyorum. onlardan beklediğim. bu yazıyı okuduğunu bildiğim her bir kişi için tek tek geçerlidir. onlardan beklediğim. onlardan beklediğim. çok net bir şey.
hiç bir şey.
bu yazı azarlamaların arkasına sığınan bir yazı olmayacak elbette.
insanlara insanlar diyen insanlardan nefret ediyorken ben bütün bunları yazarak kendimle çeliştiğim için kusura bakmak istemiorum:)
insanlar gerçekten de çok şey biliyorum zannediyorlar. hiç kimsenin bildiği hiçbir şey yok.
samimiyetle yaptığım belki de tek şey gizlemek.
bir şey bilmelerine gerek yok.
hadlerini bilmeleri kendileri için ve şimdilik yeter.

8 Eki 2009

ateşş

şaşırtmayı severim biliyorsun
bu da sana son sürprizim olsun
şimdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
beni güzel hatırla gidiyorum …

orhan veli kanık

6 Eki 2009

beg u


umrumda ol lütfen...

bazen öyle şeyler oluyor ki hayatta, ağlayarak yalvarmak istiyorum karşımdaki insana. burnumdan ve gözlerimden akan salgıları umursamadan, avazım çıktığı kadar bağırarak, mümkünse ayaklarına kapanarak. ellerimi açarak, dilenirmiş gibi yaparak, ağzım yüzüm dağılana kadar, dizlerim uyuşana kadar yerlere serilerek, sızlayarak uzun süreli inleyerek, perişan olana kadar. burnumun kenarları yara olana kadar çevreden verilen mendillerle burnumu silerek. gözlerim şişene kadar.

gitmesine müsaade etmemek için paçalarına yapışarak. ona ağlayarak istediğimi yaptırabileceğimi düşünerek.

şunu demek istiyorum.
umrumda ol... umrumu elimden alma.

o bende kalan son şey.

18 May 2009

gotik


bugün çok ağladım. durup durup böyle. değişik değildi. her ağladığımda nasılsam öyleydim. önce uzaklara bakarak ağlamamaya çabalama tavırları. sonra dudaklarımı sıkarak içime atma isteği. hüzünlü şeylerin her yanımı sardığı duygusu. gelecekle ilgili buhranların akla gelişi.

bunu buraya yazıyorum ki unutmayayım. nasıl olsa unutacağımı biliyorum. sevincimi de hüznümü de çok çabuk unutuyorum. öyle bir yerde yaşıyorum ki hiç bir şey yok orda. korunaklı da değil. daha çok yalnız bir yer. gerçekten sessiz. kirli duvarları olan ve sabun kokusundan çok uzaklarda bir yere kurulmuş bir araf.

gözünden yaş akarken insanın burnu da akıyor. ikisi birbirine karışıyor. dağılıyor insan. çok dayanılmaz bir şey değil ama içimizde kalmasından iyidir zannedersem.

oha çok fena.

22 Nis 2009


her şeyin eskisi gibi olmasını istemek çok saçma. eskisi gibi olsa o artık eskisi gibi olmazki. yenisi olur. yenilenmiş olur.

eski tadı vermez.

ama insan bir şeyleri özlüyor.

10 Nis 2009

alamet


içim sıkılıyo

içim acıyo

içime sinmiyo

içime doğuyo

içimden gelmio

içimden geldi

içim içime sığmıyo

içim elvermio

içim bulandı

içim almıyo

içim etmio

içim bööle sanki......

İNSANIN İÇİ NERESİDİR PEKİ?

28 Oca 2009

is there anybody


huzur aranıldığında bulunan bir şey değil, öylece, en sıkıntılı anlarda sessizce gelip oturur insanın yanına;

-burdayım. der.

ve insan bir defa daha anlar. huzur hiç bir yerde değil, içindedir.

nerede ararsa arasın insan beyhude çabadır huzur arayışı, yitik yolculuklardır uğruna arşınlanılan bütün yollar. sonu çıkmaz sokaklarda biten. ve huzur işte böyle tatlı bir şeydir vazgeçilemeyen.

bütün bu romantik yazılar artık 4. sınıf olmanın verdiği hezeyanlarla yazılmıştır ve de. hala liseyi özlüyor olmanın verdiği huzursuzluk da olabilir, okul bitince ne yapacağını bilememenin verdiği telaş da.

her şey olabilir bu yazıyı yazmanın sebebi.

bir çok şey değişti.keskin ve kat'i bir biçimde hemde.
bu bloga acil bi format bulmam lazım.

her gün yeni bir kelime köşesi:
to engrave: oymak
:P

11 Tem 2008

başlıksız gönderi v2

"ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı. bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı."

25 May 2008

ben bu yarayı dosttan aldım


"gam çekme böyle gitmez bu devran

nihayet sonuncu durağa gelir" (N.F.K)
her gün yeni baştan...

22 Oca 2008

VAHİDE



derenin derincesi (de)


akan suyun incesi


gel biraz konuşalım (da)


gönlümün eğlencesi



finallerim bitti. bunun mutluluğu içersinde öykü-berk gürman kardeşlerin seslendirdiği "doldurdum martinimi" adlı türküyü dinliyorum. tavsiye ederim kardeş.
aeo:)
anti facebook.

16 Ara 2007

replik


ve yeniden sahalarda bir blog, dinlenmiş, rahat etmiş bir müddet.. bütün bunlara bağlı olarak, gerçekten temkinli...

"herkesin blogunuzu görmesine izin vermek üzeresiniz"

"rahat ol"

:)

yeni yılda herkese mutlu olsun, birinin mutluluğu diğerinin mutsuzluğu olmasın...
lütfen..

27 Kas 2007

kimselerbilmesin


eskisi gibi değil artık... insanlara yüklenen anlamı çalan zaman, kızgınlığını da yok ediyor... yumuşacık biri oluyorsun. demiyorsunki tekrar olsun, tekrar.. hırslar btiyor... çünkü bu insan artık biliyor ki, ihtiraslarımız ne kadar fazlaysa korku ve kaygılarımız da o kadar fazla olur... bir sınav gecesi arkadaşının ajandasından okumuşsa da bu sözü.. başının çevresinde yanan ampuller istanbulu aydınlatacak kadardı.. onun yaşındaki biri için bu yeter de artardı...

artanları da burada yazıyoruz işte...:)

başa almaktan sıkılmış insanlar olarak cimilli ibo dinliyoruz. çok da seviyoruzzz.. şöyle bazen çıkıyorum dışarılara doğru bir de oradan izliyorum buraları. her yer başa almak istemeyen insanlarla dolu...mecidiyeköy meydanındaki mütemadiyen koşturmacanın sebebi bu işte... aslında her gün aynı şeyleri yapıyormuş gibi görünen insanların gerçekte bunu bir oyalanma olarak yaşaması... bazı insanların yüzüne bakıyorum 122c ye binerken... hepsinin farklı fikirleri var. hepsi aslında geriye dönmek istemese de bir gece bir şarkıyla irkilen insanlar.. ama mecidiyeköy onları katılaştırıyor. o yüzden orayı tercih ediyorlar gibime geliyor. hani bazen kendini dinlemek için gider ya insan fethipaşaya... ondan.

hatırlamak istemeyenler mecidiyeköyü çok seviyorlar bunu biliyorum.

ya mecidiyeköyün insanlara hatırlattıkları.. onlar ne olacak..
kimselerbilmesin.

7 Ağu 2007

30 faktör




bu şahsi bir yazıdır. her zman olduğu gibi yani. tatilimi anlatan bir post olacağından okumakta ısrar etmeyebilirsiniz. yahut sıkıldığınızda bırakmaktan çekinmeyin, arkanızdan ağlamaz bi post.


hummalı ( nasıl yazılır bilmiyorum ama) gerçekten öyle bir hazırlıktan ve arabalara sığmayan bir kaç eşyayı merdiven altına attıktan sora yola çıktık, istikamet balıkesir, erdek, turan köy.


köy milliyetçi bi köy:)


deniz kum ve güneş üçlüsünün dağlarla birleşip de mavi yeşil bir dekor oluşturması gibi bir şey..şehrin kalabalığından uzakta, tamamen izole bir yer. köy işte ya. wireless yok mesela, ya da pantene in büyük boylarından yok. her şey küçük, minik, ufak.. evler keza.. bir ev tuttuk, pansiyon, şirin,sevilesi ama ömür boyu kalınamayacak bir yer. zaten şehri bir kere görmüş insan köye dönüş yapabilir mi bilmiorum,yani orada yaşayabilir mi... mecidiyeköyü gördüysen bir kere.. dağlarda günlerce hayvan otlatamazsın bence..


metropol insanını boğar köy 10 günden sonra:)


metropol insanı nedir.. ne anlama gelir..ne yer ne içer bunları ayrı bir başlık altında toplayıp siz sevgili okurlara tabiki anlatacağız, gerçekleri bütün çıplaklığıyla, gülse birsel edasıyla gün yüzüne çıkaracağız ama benim istediğim bu yazının okuyana, sanki altım tamamiyle kum olan denize dalmışta çıktığında gözlerini ovurşturuyor hissi vermesi.. en çok yanıp kırmızılaşan kısmın alnım olduğunu bilmesi, buna istinaden de acımı anlaması.. birinci derece yanıkmış neyseki, eczaneden haricen alınan bir stilex ile tek gecede halledilebilir sorunlar..


tatile ait bir kaç fotoğrafı da anı olarak kalması için buraya ekliyorum. anı olarak kalmasa da zihninizde ne kadar mükemmel şeyler yaşadığımı anlayın.. mayısta doğmuş birinin, güneşi ve denizi sevmemesi imkansız.. ziyadesiyle imkansız...

:)

24 Tem 2007

unutturamaz seni hiç bir şey


tatil tam da hayal ettiğim gibi geçio, ne zmanlar hayal ettiğimi hatırlamaya çalışyorum, hatırlıyorum, sıkkın bir final öncesi gecesi, muhtemelen çalışmayı bitirmişim, yatağıma uzanmışım, dişlerimi sıkıyorum, önce bu dersi veremezsem üstten hangi dersi alamayacağımı, onu alamazsam hangi diğerini alamayacağımı kestirmeye çalışyorum. sık kullanılanlara eklemiştim halbuki. yarım yamalak hatırlıyorum sonra diyorum ki kendime ölüm yok ucunda, hadi tatili düşün azıcık.. kaçamak hayaller işte bunlar, final gecesi sorumsuzca kurulan tatil hayallerinin verdiği zevk.. paha biçilemez:):)

şimdi de onlaın gerçekleştiğini görmek, bambaşka, böyle nesrin sipahi yi izlemeye gitmişim gibi.. hayat böyle mutlu geçicek sanki hep, hep serin..

pazat günü istanbuldan çıkıp, akşam da erdek de olucam ( inş) bu bi tatil. deniz kum güneş ve benzeri faaliyetlerden oluşan, güzel bişi.. çok heyecanlı..

d&r da melissa p nin kitabını incelemek kadar ayıp bişi yok, çok ayıp:)
ve akp seçimleri kazandı, aman kardeş bunlar malumun ilamı:)

16 Tem 2007

rüyalar gerçek


kaytarıyorum mütemadiyen..

bugünlerde her şeyden kaytarıyorum.. bu hafta başında güya babama iş yerinde yardım edicektim. ama nasip değilmiş:) sinemaya gidecektim, ocean's thirteen gösterimden kalkmadan gideyim dedim.. ondan da kaytardım.. sadece kendi istediklerimi yaptım. ütü yaptım, msne girdim, öylece kitaplığın bi köşesinde bana bakan kitaplara bende öylece baktım, bakıştık.:) ve en acısı da bu postu yazmaya başladığımda davut güloğlu çalıyordu, birazdan biter muhtemelen ama çalıyor işte..

tatil için bir çok düşüncem vardı, büyük bir kısmı gerçekleşti, geri kalanları için kasmıyorum, çünkü anladım ki tatil kasış zamanı değil salış zmanı:)

biraz ihtiyacım var.. böyle romantik komedilerdeki gibi ev dağınıkken, evde yiyecek ne var ne yok önüne alıp film izlemeye.. tabi menüde bi kaç değişiklilk yapmak şartıyla.. mesela beyaz şarap yerine süt, yahut kola gibi küçük değişiklikler.. yoksa toblerone lar lays ler hiç birine itirazım yok..

gündüzleri böyle geçerken, geceler de hayli uzun.. yani çok geç yatıyorum.
nedenini bilmiyorum ama galiba bununla ilgili bir tespitim var..
uyurken ölmekten korkanlar geç yatar. uykuyla savaşırken uyuya kalanlardanım, uyandığımda ilk hatırladığım, yahut hafızamı zorlayıp da hatırlamaya çabaladığım şey nasıl uyuya kaldığım..uyku kalınan bir şeydir bnm için, kanılan değil..bir çokları içinde böyledir sanıyorum..

herkes bilir, geceleri çok güzel kitap okunur,geceleri çok güzel düşünülür, çok güzel ağlanır.. değişik yani..

davut güloğlu çoktan bitti..

tatil henüz başlamadı, seçimlerden sonra teyzemler ve biz.. çok güzel şeyler yaşayacağız inşaallah...

birazdan gidip yaralı işler yapacağıma söz veriyorum SİZE:)

13 Tem 2007

semitik

neden magazin programlarını izleme iştahımızı elimizden aldığını bülent ersoy a sormak isterim, yoksa bülent uzun mu demeliydim.. ahlaki boyutuyla ilgili basın açıklaması yapmayacağım ancak, gençlerin önü niçin açılmıo bunu merak ediyorum:) bir desa sayan, nihat doğanın yahut hülya avşar sadettin saran ların mürüvvetlerini göremeden bülent ve armağanınkini görmek zorundayız ki..
çünkü herkesin mutlu olmaya hakkı var..
herkesin..
not:ben bugün de 2006 yazını hatırladım..
günler garip olsa da güzel. insanın sıkılmaya vakti olmadığı cinsten.. zeynep le süleymaniye ye gittik.. öyle güzel bir yerki, insan kendini bambaşka bir alemde suda yüzerken buluyor kabilinden gezi yazısı cümleleriyle burada reklam yapmayacağım.. herkesin gitmesi gereken bir yer de değil.. günah çıkarma mekanı da değil..
sadece ve gerçekten susma yeri..
ve şimdi vakit susma vakti. sahur vakti gibi bişi..
şimdi erkan oğur dan bülbülüm altın kafeste yerine neden geldim istanbula dinliyoruz.
hep beraber evet buyrun..
:)

11 Tem 2007

1 message received


bazı insanlar olur olmadık zmanlarda hayatınıza hop diye girmeyi bir saygısızlık değil,bilakis hayatlarının normal akışı olarak addederler..yani şöyle, hatırlamak istemediğimiz, adeta silip engellediklerimiz vardır, sizinde vardır muhakkak.. insanın hayatı hep kendi istediği gibi olmuyor, insan sosyal bir hayvandır çünkü. çevresinde niceleri vardır, aptaldır değildir tartşılır ama varlıklarını inkar, yokluklarını kabul edemeyiz.. böylelerinin ilacı bir zman düşünmemek, kendinize, ahşap boyama, kurdele işi, patch work gibi hobiler edinip aklınızı dağıtmaktır diye düşünebilirsiniz.aslında öyle olmadığını, olur olmadık zmanlarda aldığınız mesajlarla anlarsınız.. beklenmeyen mesaj şaşırtır..

cep telefonu kullandığım andan itibaren bıkmadığım tek şey sms dediğiniz mesajlardır.. (evet ben sms demiyorumi mesaj diyorum.. sms sanki bendeki o kavramı karşılamıyor.. )mesaj bana ayrı bir şeymiş gibi geliyor.. internet yazışmalarından, mektuptan.. v.s.. o sebepten belki bu kadar yazışım.. etkiliyo beni mesaj mirim, yapma şunu, başım ağrıyo gece.. ışıkları söndürüp de telefonu elime aldığım zman tekrar tekrar okuyorum, tekrar aynı ritimlerle kalplerimiz çarpıyor, üzülen biz oluyoruz yine.

ben diyorum ki şu işi tatlıya bağlayayım, kendime bir iyilik edeyim ve geriye bakmadan yukarı çııkayım, yahut yukarılara çıkmaya da gerek yok, düz gideyim, ama bunu mümkün kılmak çok zor..istediğim tek şey saygı anlıyor musun diyordu bridget jones, bende aynısından istiyorum..

yukarı da bahsettiğim insan türleri, hırslıdır, ego sahibidir.. burçları malumdur, her zman unuttukları, karşı tarafın cephanelikleridir.

hayal bir ilim kurgu..

iliğim kurudu.

9 Tem 2007

critique

şu internet bazen bıktırıyo kendinden, her şeyi bulabilmek, herşeyi yapabilmek, internetten yemek söylemek bile bazen insanı bunaltıyo.. teknoloji mükemmeli buluyo fakat benim aradığım bu değil...
bilgisayarın yapabildiği daha güzel şeyler de var. film izlenebilio mesela.. evet bilgisayarda film izlemek..

eğer ablanızın widescreen bi hp si varsa ve en önemli özelliği buysa, sadece film izlemek için bilmem kaç yüz para verilmişse buna, siz de bnm gibi bunun semerelerinden faydalanabilirsiniz. film izleme konusunda tercihim genellikle romantik komedi olmuştur.. testere, seven, ne bileyim buna benzer korku filmlerinin de haklarını yiyemem.. ama romantil komedi evde tek başına izlenebililir, canı sıkılanlar için bire bir film türüdür.

en son izlediğim romantik komedi notting hill dir. notting hill in rakımı... diye başlayan bu cümle aslında öyle bitmeyecek:)

notting hill bir julia roberts ve hugh grant hayal kırıklığıdır. haberiniz olsn. hugh grant tamam yakışıklı, tamam çekici, ve filmde sanki bir 8. harikayı oynamış gibiyse de hyr.. julia roberts la aşk yaşamayamıyor. kadın yaşlı...

annesi yaşında kadınla nereye kadar gidebilir..

aslında romantik komedi den ne beklediğinize bağlı.. klasik yanlış anlaşşılmalar, çarpışmalarla başlayan aşklar, evde bi drink almalar, aynı otelde karşılaşmalar, eski hatıraların flash back olarak tekrardan ısıtılması ve filmin sonunda çok "romantik ayyy" izlenimi vermesi... bütün bunlar romantik komedinin vazgeçilmezleri..ama ben bradd pitt le angelina jolie den bir film bekliyorum.
aynısını selim ve esma arhan yapsa olmaz...

türkler neden romantik komedi yapamıyor..
biz de en iyi yaptığımız şeyi yapıyoruz canım, bir zerda, bir asmalı konak hangi memleketin arşivinde var.. cast ler filan.. muazzam:)

26 Haz 2007

gidiş dönüş

yazılıp yazılıp silinen bir çok şey vardır. silmenin nedeni hiç bir zaman konuşulmaz, sebep sorulmaz. birini çok sevdiğinde karalamak istersin üzerini.. kalemin mürekkebi arkaya geçecek mi diye endişe etmeden, tereddütsüz karalamak.. kağıdı incitmesine aldırmadan kalemin.. eline bulaşmasına bile kulak asmayacak kadar umarsızca karalamak..çünkü üzerini çizdiniz mi bir insanın eskisi gibi gözükmez kağıtta, artık başka isimler ve suretlerde görünür. hayaller o kadar billur olmaz. billur nedir? tuzdur. gözyaşları da tuzludur..

bir make up ın bu kadar kaygı verici olduğunu bilseydim, çalışırdım:) pişman mıyım, evet pişmanım. sedef erbil nasıl pişmansa mehmet ali erbil ile evlendiğine, o kadar pişmanım:)
-dilemma: ikilem
"it's my fate, but i wish to resist, it's not a choice, my dilemma .."

15 Haz 2007

kardiyo




bir spor salonuna yazdan yaza birer ay devam etmenin bir çok katkısı oluyor insana.. ayrobik denen şey çok garip.. insanı yormuyo,aksine daha da istekli kılıyo hayata. seviyoruz..


bugün gittim, hocamız aynı, eskiden gelenler hala gelmekte, azimlerine hayranım.. okulumu sordu bi kaçı.. hoca ismimi unutmamış:)) bende anladımki, kendisini unutamamışım:))) maşallah çalışmayla oluyor vücut tabii:P


sonra evdeydim, çalışmalarıma anneme yardım ederek devam ettim. okul bitti biteli hayatım böyle durağan.. fırtına öncesi sessizlik mi yoksa:))

planlarımıza, beylerbeyi sarayında kahvaltıyı da ekledim. 7 milyonmuş:P

var mı 7 milyonunuzzzz??

living in the past time paradise....


not: bu resmi neden mi koydum.. dedim ya.. living in the past time paradise.

ipucu: fareyi hiç hareket ettirmeden zoooom:) ne günlerdi..

13 Haz 2007

klimalı mı?

tatil planlarımızı da yoluna koydum.. ne bileyim, gidip sağlık raporu aldım. sonra her şey güzel olacak telkinleri ile güneşli güzel günlere de uyanıyorum... çok güzel şarkılar da var.. ama eksik bir şey var.. acaba ne diye düşünmüyorum değil.. şükürsüzlükten oluyo bütün bunlar biliyorum ben..
yo hayır okulu özlemedim.
yok yok..

12 Haz 2007

geyşa rahibeler


dün biriyle, hiç kıymeti olmayan biri için tartıştım. gerekliydi belki ama manasızdı. bazen manasız olan şeyler de gerekebiliyor insana.neyse geçti.

anıları olmalı insanın, yaz gününe ait belki, deniz kenarlarını gözlerine kaydettiği,dalgaları kulaklarına, yahut gözleri kapalı istanbulu dinlediği. her şeyden habersiz. habersiz olunca insan daha bir mutlu değil mi.

mutlu ama komik, çok komik. trajikomik hatta. bu yüzden kötü anılar edinmek istemiyorum. anılarımı koruma altına almak istiyorum.

anlatmak istediğim şu ki akp gençlik kollarına girersen, evlenirsin. hakkınızı okulunuzun son senelerine saklayın.

dev anaları.

11 Haz 2007

bu sıcakta..




sınavlarım bitti. mutlu muyum? bilmem. öyleyim galiba. okul iyi gidiyodu ya. ama arkama bakmadan gittim. boğazlı badimi düşünmeden çıkarıp attım. şapkamı ise çekmecemin derinlerinde emniyete aldım. şimdi yeni yıkanmış tişörtümle düşüncelerinden arınmış beynimle tatile hazırım.. tatil planlarımı bir bir yerine getirmeye hazır bir asfalı ne kadar tehlike arz edebilir ki?:)) bilmem..


geçenlerde de Deste de bir kına olmuş. bir iki resmi geçti de elime.. yok ya o kadar olmamalı.. başörtü bir insana bu kadar yakışmamalı ve aldatıcı olmamalı. resmi buraya koyamamamın elbette ki meşru nedenleri var zira insanlar ( 21ini aşmış) askılı elbiselerle,camları saten örtülerle kapatılmış mekanda ortaya düşmüş dans ediyorlar. biri de hanım hanım oturmuyor kenarda.. :)) siyah ve kırmızı güllerden müteşekkil o kıyafeti nereden aldığını çok merak ediyorum. ve gerçekten gözüme güzel gözükmüyor.


gitmeseydin ya..

güzeldi böyle..

10 Haz 2007

bronz kalpler


bugünlerde hiçbir şey tesadüf değil. aslında hiç öyle olmadı. klasik geyiktir ya.. karşındakini aptal yerine koyma. cümle içinde kullanayım da daha net olsun. "ben dün saat iki buçukta karşımdakini aptal yerine koydum,belki ben koymadım o zaten aptaldı ama yine de insanın içi sızlıyor" gerçekleri öğrenme isteği, büyük bir hırsmetre yaratıyor insanın derinlerinde bir yerlerde. bir zman o ibreyi alıp eliyle sona dayamaya kalkıyor insan,sonra aynen geriye yattığını görünce, bu işin el yordamıyla değil de hırs yordamıyla olacağını düşünüyor.çalışmalarına başlıyor. gerçekleri öğrenmek kolay değil azizim. zor oluyor sıkılıyor, bunalıyor insan, gecelerini gündüzlerine katıyor belki. sonunda gerçeklerin tam önüne gelmişken iğreniyor,geri çevirse de başını olmuyor.. geriye gitmek istiyor.. ama bakıyorki hırsmetrenin civası çoktan yere çivlemiş ayakları.

insan üzülmesin gerçekler önünde. gerçekler kendini bişe sanmasın. aptallar gerçeklerine sahip çıksın.

olmaz mı?

5 Haz 2007

eva green vs pelin batu



organizational behaviour diye bir şey de var hayatta bunu da görmüş olduk.. çok şükür..
ve artık zamanın nasıl şaşırtıcı bir hızla ilerlediğini görmek yormuyor beni.. bugün zeynep ile konuşuyorduk, yine 2006 yazı geldi aklımıza.. zamanın geçtiğini görmek için artık eski kutuların üzerindeki toz tabakasını üflememize ,gözümüze bir ton toz kaçmasına gerek kalmayacak.. hem o toza dokunmak huylandırıyor beni , dişlerim kamaşıyor,burnuma iğrenç toz ve tavan arası kokusu geliyor.. ben temizlik seven insanım. pisliğe ve dağınıklığa tahammülüm yok. yok yani.


marks and spencer dan bir krem almıştım geçen yazdı,insan bitişini anlamıyor, tam bitmeye yüz tutmuşken az az kullanıyo, bitince de hüsran.. ama yenisini aldım geçen hafta.fiatı değişmemiş.. ekonomiyi bir de buradan analiz edecek olursak; inflation is constant adeta:)
starbucks a her gittiğim de farklı isim söylemekten ne zevk alıyorum:))sanırım diğer isimleri üzerimde deniyorum, bakalım merve en doğru isim mi diye.. şimdiye kadar aklımda kalanlar, sude ve buket:)

böyle gece kuşaklarında eski çok eski klipleri verirler ya.. candan erçetin_oyalama artık klibine denk geldim de.. insan yaşlandığını düşünüyor. aslında ilk olarak yaşlandığımı, babamın tuvaletin ışık düğmesini her seferinde bnm için aşağı almadığını anladığımda öğrenmiştim. meğer uzuyormuş insan.. ve seneler.. uzuyormuş...