11 Ağu 2010

sendeki kaşlar


çok başka bir zamanda yaşasaydım eğer osmanlı zamanında yaşamak isterdim gibi konuşmalar yapan insanlarla işim olmaz galiba benim..

ve tabiiki bu yazı hayatımın akışıyla ilgili ufak ipuçları verecek okura. çünkü okur buna uzun zamandır ihtiyaç duyuyor. blog yazarlarının hayatları her zaman ilgi çekmiştir çünkü. yaşadıkları belki o kadar şey yoktur ama bunu öyle bir anlatırlar ki, ah o gemide ben de olsaydım dedirtir okura. okur hep böyle gözleri kısık tebessümle bakar sanki bu tarafa.
tabiki bu anlattıklarımın hiçbirisi de olamayabilir olan.

olan ne biliyor musun sayın okur, olan şu ki, kimsenin anlamadığı, bilmediği çözemediği, bir takım ergenlik hezeyanlarının halen bir çözümünün olmayışı. sorun şu, bu çözümsüzlükler içersinde kaybolan ruhlar. kayıp ruhlar diye işte buna diyor diane orlando.

ilgi çekici gizemli hayatıma gelince, yaptığım şey sadece odamı toparlamak dağılmadığı halde odayı toparlamak nedir bilir misiniz? sanmam.

insanın odayı toplaması çok garip şeyleri de beraberinde getiriyor. tamam fiziksel olarak oda toplama eylemi çekmeceye bişiler tıkmak, ne bileyim kirli olduğuna karar verdiğiniz şeyleri kirli sepetine atmak, o kirli sepeti de nasıl bir şeydir, bir sepete bu kadar eziyet edilmesi onun bambu ağacından yapılmasından mıdır nedir yani?yazık günah. her neyse kirli sepetinden sonra çöp olduğuna kanaat getirdiğiniz bir takım ıvır zıvırla birlikte geçmişi de çöpe atmak. bütün bunlar işte odayı toplamak.

benim odam bütün günlerim böyle geçtiği halde hala toparlanamadı. çünkü temize geçmem gereken önemli notlarım, neden temize geçeceksem sanki çamurla mı yazdım? bu da bir ilginçliktir. temize geçmekten ziyade onları toparlamak geleceğe notlar düşmek istiyorum. ama olmuyor. nedense bir türlü karar veremiyorum. notların kategorisi o kadar geniş ki, onların bir defterde toplanacağı düşüncesi beni çok düşündürüyor. geleceğe böyle not düşülmez. koltuk kenarlarında halıda yatarak bilgisayar karşısında videolardan durdura durdura yazılmış meallerle geleceğe bir şeyler bırakamam.

işte insanın işi gücü olmayınca sanırım böyle şeylerle uğraşıp kendini yiyip bitirebilir.
en kötü günün böyle olsun dediğinizi duyar gibiyim.
şimdi burda böyle şeyler yazmazsam, derste öğrenciye söz vermeyen dersini anlatıp çıkan burnu havada asistan gibi olurum. bu nedenle sizleri de bu yazının içine koyuyorum. sizlerden ayrı değiilim bunun için çabam var en azından. mesela oraya profesör de yazabilirdim. ama yazmadım.

burayı okuyan okurun, bu satır arası mesajları alabileceğini düşünüyorum. inşallah öyledir. yoksa burada boşuna yazıyorum demektir.
haha tabiki öyle değildir.

bence aslolan bir başka sorun da çok çabuk karar veriyor olmamız. hepimiz öyleyiz şimdi bana yoo filan demeyin.. bir gömlek görünce evet bunun mediumu benim olmalı filan diyoruz. ya da bir ayakkabı, bu ayakkabı benim kot pantolonumla çok çok iyi gider diyoruz. ama bunları deneyince üzerimizde hiç de öyle olmadığını anlıyoruz.
şimdi çok önemli bir şey söyleyeceğim. üstün körü söylenmiş klişe hayat makaralarından biri değil bu. ne olur o şekilde anlamayın. bu çok içi dolu tecrübeyle sabit hayatın bir gerçeğidir. hemen gördüğünüz bir şey sizin üzerinize olmaz. o kalemin rengi hiç de kapağındaki gibi değildir.
bunu unutmayın ne olur.

yıllar önce ebru gündeş demir attım yalnızlığa diye bir şarkı söylemişti, ne gerek vardı poşete yazık filan. aslında söylenecek her şey söylendi dostlarım.

çok önemli bir şey daha,
kıvıracaksanız da o göbeğin hakkını verin.

Hiç yorum yok: